20 Aralık 2012 Perşembe

GELENEĞİ TEMSİL EDEN ŞAİR: DURAN TAMER

Avrupa-Türk Yazarlar ve Sanatçılar Birliği kurucu üyesi şair ve yazar Duran Tamer, halk temsilcisi olduğu halk edebiyatı geleneğini sürdürüyor. 
Tamer, ''Sanatta yalakalık yapmak olmaz. Yalan yanlış bir şeyler yapmak bir yazara yakışmaz. Dosdoğru bir insan olup dobra olmak gerekir. Para, şöhret ve kimlik peşinde koşan insandan sanatçı olmaz. Şair, yazar kitabını kaç tane satılacak diye yazmaz. Halkıma nasıl hizmet ederim diye yazar. Onun için sanat ile uğraşan çok fakat sanatçı yok'' dedi.
Sohbete başlamadan önce biraz kendinizden bahseder misiniz?
1948 yılında Sivas’ın Sızır ’da dünyaya geldim.  Dördü kız ve üçü erkek olmak üzere toplam yedi çocuk babasıyım. Gençliğimde sinemacılık yaptım. Kendi sinemam vardı. 1975’de Almanya’ya gittim. Almanya’da işçi olarak kalmaya gitmiştim. Fakat orada birçok dernekte başkanlık yaptım. En son olarak da Avrupa-Türk şairler yazarlar ve sanatçılar birliğini kurduk. Bu birlik ile bütün Avruya'ya hitap ettik. Orada Türk öğrencilerin çok olduğu üniversitelere gidip kendi kültürümüzü anlattık. 2006 yılında Avrupa’dan döndüm. 32 sene Avrupa’da faaliyet gösterdim. Şairliğe de 1958 yılında başladım. Yani 9 yaşında ilk yazılarımı yazdım. Üstat Âşık Veysel’in yanında kaldım. 15 sene onun yanında çalışmalar yaptım. Gelmiş geçmiş şairlerin çoğuyla birlikte oldum. Onlardan gerekenleri aldım ama en çok benzemek istediğim ve feyz aldığım kişi Âşık Veysel’dir. Oldukça fazla ödül aldım. Öner Özcan tarafından ‘’Hayatım ve Şiirlerim’’ adlı kitabım çıktı.1000’in üzerinde şiir yazdım. Biliyorsunuz çok şiir yazmak iyi şair demek değildir. Nitelikli şiirler de yazabilmek gerekir. Belgeselimi çekmek isteyenler vs. oldu pek sıcak bakmadım. Üniversitelerde tezlerim yapıldı. Bunun gibi sayabileceğim bir sürü şey var daha fazla uzatmaya gerek yok. Sonuç olarak 9 yaşından beri bu işin içerisindeyim, yazıyorum, çiziyorum.
Peki, genellikle ne zaman yazı yazarsınız? İlham diye tabir edilen olan sizde ne zaman gerçekleşir?
Ben az önce söylediğim gibi 9 yaşımdan beri yazıyorum. 4 tane kitabım çıktı. Bu kitaplarım 50-60 sayfalık değil. 300-400 sayfalık önemli kitaplar. Ben bir şiir yazayım deyip de kâğıdı kalemi elime almam. Şiir yazma ilhamım geldiği zaman alırım kâğıdı, kalemi. Benim genellikle şiir yazmalarım gece 1-2 arasıdır. Gündüz hiç şiir yazmadım. Şiir yazmam için uyanırım. Yani öyle tuhaf bir şey var bende. 1-2 gibi kalkarım sabah ezanına veya öğle ezanına kadar şiir yazarım. Öyle bir şey var bende. Şiir yazmak için ortam sessiz olmalı. Gece sessiz olur. Hem de insan uyurken ya da uyumadan önce düşünür. Duygular, düşünceler hepsi gece gelir insanın aklına. O duygu olduğu zaman yazıyor insan.
Yazmak sizin için ne ifade ediyor?
Çok iyi bir şeydir. Bir tarihtir yazı yazmak. Kendini tarihe düşürmektir. Nasıl ki Karacoğlan yazmış bugün hala konuşuluyor, okunuyor. O yazarak tarihe düşmüş. Tabi sadece yazdığı için bugün hala konuşulmuyor. Yazdığında da bir mana var. Her şeyi yazmak, yazmak değildir. Halkına faydalı olmak için yazarsın. Benim şiirimde, sözümde, romanımda halkıma bir faydam olmayacaksa ben yazmam zaten. Yazmak bende o anın tarihidir. O yazı ben ölene kadar, Türklüğüm bitene kadar devam edecek. Yazmak içten gelen, bir insanın kendi duygusudur. Benim şiirlerim benim karakterim demektir. Karakterin neyse şiirinde, romanında onu yazarsın. Yani yazmak bende beni ifade ediyor.
Âşık Veysel ile münasebetinizden bahseder misiniz?
Benim Âşık Veysel ile tanışma tarihim doğum tarihimdir. Benim babamın kıraathanesi vardı. O zamanlar kültür merkezi gibiydi köylerdeki kıraathaneler. Okey salonu gibi değildi. Yazan, çizen, düşünen, gazete okuyan, araştıran herkes orada olurdu. O zaman da hiçbir yerde yoktu babamın kahvesi gibi bir kahve. Âşık Veysel babamın kahvesine gelip saz çalarmış. Yani babamın dostuymuş. Âşık Veysel demezlermiş o zamanlar ‘Kör Veysel’ derlermiş. Ben doğduğumda Âşık Veysel’i tanımıştım ama onu Âşık Veysel olarak gerçek anlamda 9 yaşımda tanıdım. Bir zemheri gecesi yine babamın kahvesinde çalıp söyledikten sonra bizim eve geldi. Evde Âşık Veysel ile beraber uyurdum. Benim için çok emek vermiştir. Bir gün beni duvar tarafında yatırmadı. Babam sordu neden iç tarafta yatırıyorsun diye Âşık Veysel’e. Âşık Veysel’in cevabı şöyle; ‘’ Camda kırık var. Ufacık bir kırık ama camızın gövdesi gibi rüzgâr geliyor oradan. Çocuk üşümesin diye ben o tarafa aldım.’’ Bir gün babam benim şiirlerimi ustaya okumamı istedi. Ben şiirlerimi okuyunca Veysel baba çok beğendi. Benim çok iyi bir şair olacağımı söyledi bana. Birçok zamanımız geçti Âşık Veysel usta ile. Sinema çalıştırdığım yerlere gelirdi. Yoksul öğrenciler ile yapılan günlere gelirdi. Onu ölmeden 8 gün önce görmüştüm en son.
Kayseri Kültür Sanat açısından ne durumda? Genel bir değerlendirme yapar mısınız?
Kayseri bir Kültür-Sanat şehri değil. Kayseri kültüre sanata çok az önem veriyor. Burası ticaret şehri. Burada ticaretle uğraşılıyor. Yine de Büyükşehir Belediyesinde bir Mustafa Yalçın var o elinden geldiğince çalışmalar yapıyor. Elinden geldiğince sanat ve kültür alanındaki çalışmalara yardımcı oluyor. Bunun dışında Kayseri’de kültüre fazla önem verilmiyor. Kültür ile uğraşan çok insanımız da var. Hakikaten güzel şairler var Kayseri’de. Türkiye’nin her tarafında gittim. Avrupa’ya da gittim. Uluslararası yarışmalarda jüri üyeliğinde de bulundum. Oralarda gördüğüm kadarı ile şairlerimiz, romancılarımız var. Ellerinden gelen gayreti veriyorlar ama destekleri az.
Duran Tamer - Deniz Dengiz Şimşek
Son olarak neler söylemek istersiniz?
Sanat çok zor bir şeydir. İsmi çok kolay konuşulur ama çok zor bir şeydir. Şairlik ateşten gömlektir. O ateşten gömleği herkes giyemez. Giymesi kolay ama taşıması çok zordur. Onun için şehrimizde şairim diyen çoktur ama şair çok azdır. Şairliği çok ayağa düşürdüler. Sanat çok kolay bir şey değil. Sadece şairlik olarak bakmamak gerekir olaya. Sanat zor bir şey. Şehrimizde Sanatla uğraşmak isteyen arkadaşlar da var ama destekleri yok. Ben edebiyat ile uğraşanlara diyorum ki; doğru olun, hiç kimseden korkmadan yazılarınızı yazın. Yanlış şeyleri asla yazmayın. Doğruları yazarsanız hep kazanırsınız. Hangi vakit olursa olsun kazanan siz olursunuz. Sanatta yalakalık yapmak olmaz. Yalan yanlış bir şeyler yapmak bir yazara yakışmaz. Dosdoğru bir insan olup dobra olmak gerekir. Para, şöhret ve kimlik peşinde koşan insandan sanatçı olmaz. Şair, yazar kitabını kaç tane satılacak diye yazmaz. Halkıma nasıl hizmet ederim diye yazar. Onun için sanat ile uğraşan çok fakat sanatçı yok. Ayrıca Sayın Mustafa İbaKorkmaz ve size çok teşekkür ediyorum. Gazetenize de böyle bir röportaj sayfası uygulaması olduğundan dolayı tebriklerimi iletiyorum. Kayseri’de bir ilki gerçekleştirdiniz. Kayseri’de bu kadar çok gazete çıkıyor ama hepsi reklam peşinde. Bir tanesi kültür ile uğraşmıyor. Özellikle bunu yazmanızı rica ediyorum. Kültüre hizmet yalakalık yapmak ile olmaz. Kültüre hizmet böyle olur. Zenginlerin peşinden koşmak ile olmaz. Sanatın ve sanatçının yardım kollarından biri olmak bunlardan çok daha önemli. Tekrar teşekkür ediyorum.

Eserleri
1) Sevdanın Yeli (1998)
2) Güldüğümü Gördün mü? (1999)
3) Baharı Andırır Gözlerin (2004)
4) Duran TAMER’İN HAYATI ve ŞİİRLERİ (Öner Özcan, 2006)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder