Avrupa-Türk
Yazarlar ve Sanatçılar Birliği kurucu üyesi şair ve yazar Duran Tamer, halk temsilcisi olduğu halk edebiyatı geleneğini sürdürüyor.
Tamer, ''Sanatta yalakalık yapmak olmaz. Yalan yanlış bir
şeyler yapmak bir yazara yakışmaz. Dosdoğru bir insan olup dobra olmak gerekir.
Para, şöhret ve kimlik peşinde koşan insandan sanatçı olmaz. Şair, yazar
kitabını kaç tane satılacak diye yazmaz. Halkıma nasıl hizmet ederim diye
yazar. Onun için sanat ile uğraşan çok fakat sanatçı yok'' dedi.
Sohbete
başlamadan önce biraz kendinizden bahseder misiniz?
1948 yılında Sivas’ın Sızır ’da dünyaya geldim. Dördü kız ve üçü erkek olmak üzere toplam
yedi çocuk babasıyım. Gençliğimde sinemacılık yaptım. Kendi sinemam vardı.
1975’de Almanya’ya gittim. Almanya’da işçi olarak kalmaya gitmiştim. Fakat
orada birçok dernekte başkanlık yaptım. En son olarak da Avrupa-Türk şairler
yazarlar ve sanatçılar birliğini kurduk. Bu birlik ile bütün Avruya'ya hitap
ettik. Orada Türk öğrencilerin çok olduğu üniversitelere gidip kendi
kültürümüzü anlattık. 2006 yılında Avrupa’dan döndüm. 32 sene Avrupa’da
faaliyet gösterdim. Şairliğe de 1958 yılında başladım. Yani 9 yaşında ilk
yazılarımı yazdım. Üstat Âşık Veysel’in yanında kaldım. 15 sene onun yanında
çalışmalar yaptım. Gelmiş geçmiş şairlerin çoğuyla birlikte oldum. Onlardan
gerekenleri aldım ama en çok benzemek istediğim ve feyz aldığım kişi Âşık
Veysel’dir. Oldukça fazla ödül aldım. Öner Özcan tarafından ‘’Hayatım ve
Şiirlerim’’ adlı kitabım çıktı.1000’in üzerinde şiir yazdım. Biliyorsunuz çok
şiir yazmak iyi şair demek değildir. Nitelikli şiirler de yazabilmek gerekir.
Belgeselimi çekmek isteyenler vs. oldu pek sıcak bakmadım. Üniversitelerde
tezlerim yapıldı. Bunun gibi sayabileceğim bir sürü şey var daha fazla uzatmaya
gerek yok. Sonuç olarak 9 yaşından beri bu işin içerisindeyim, yazıyorum,
çiziyorum.
Ben az önce söylediğim gibi 9 yaşımdan beri
yazıyorum. 4 tane kitabım çıktı. Bu kitaplarım 50-60 sayfalık değil. 300-400
sayfalık önemli kitaplar. Ben bir şiir yazayım deyip de kâğıdı kalemi elime
almam. Şiir yazma ilhamım geldiği zaman alırım kâğıdı, kalemi. Benim genellikle
şiir yazmalarım gece 1-2 arasıdır. Gündüz hiç şiir yazmadım. Şiir yazmam için
uyanırım. Yani öyle tuhaf bir şey var bende. 1-2 gibi kalkarım sabah ezanına
veya öğle ezanına kadar şiir yazarım. Öyle bir şey var bende. Şiir yazmak için
ortam sessiz olmalı. Gece sessiz olur. Hem de insan uyurken ya da uyumadan önce
düşünür. Duygular, düşünceler hepsi gece gelir insanın aklına. O duygu olduğu
zaman yazıyor insan.
Yazmak
sizin için ne ifade ediyor?
Çok iyi bir şeydir. Bir tarihtir yazı yazmak.
Kendini tarihe düşürmektir. Nasıl ki Karacoğlan yazmış bugün hala konuşuluyor,
okunuyor. O yazarak tarihe düşmüş. Tabi sadece yazdığı için bugün hala
konuşulmuyor. Yazdığında da bir mana var. Her şeyi yazmak, yazmak değildir.
Halkına faydalı olmak için yazarsın. Benim şiirimde, sözümde, romanımda halkıma
bir faydam olmayacaksa ben yazmam zaten. Yazmak bende o anın tarihidir. O yazı
ben ölene kadar, Türklüğüm bitene kadar devam edecek. Yazmak içten gelen, bir
insanın kendi duygusudur. Benim şiirlerim benim karakterim demektir. Karakterin
neyse şiirinde, romanında onu yazarsın. Yani yazmak bende beni ifade ediyor.
Âşık
Veysel ile münasebetinizden bahseder misiniz?
Benim Âşık Veysel ile
tanışma tarihim doğum tarihimdir. Benim babamın kıraathanesi vardı. O zamanlar
kültür merkezi gibiydi köylerdeki kıraathaneler. Okey salonu gibi değildi.
Yazan, çizen, düşünen, gazete okuyan, araştıran herkes orada olurdu. O zaman da
hiçbir yerde yoktu babamın kahvesi gibi bir kahve. Âşık Veysel babamın
kahvesine gelip saz çalarmış. Yani babamın dostuymuş. Âşık Veysel demezlermiş o
zamanlar ‘Kör Veysel’ derlermiş. Ben doğduğumda Âşık Veysel’i tanımıştım ama
onu Âşık Veysel olarak gerçek anlamda 9 yaşımda tanıdım. Bir zemheri gecesi
yine babamın kahvesinde çalıp söyledikten sonra bizim eve geldi. Evde Âşık
Veysel ile beraber uyurdum. Benim için çok emek vermiştir. Bir gün beni duvar
tarafında yatırmadı. Babam sordu neden iç tarafta yatırıyorsun diye Âşık
Veysel’e. Âşık Veysel’in cevabı şöyle; ‘’ Camda kırık var. Ufacık bir kırık ama
camızın gövdesi gibi rüzgâr geliyor oradan. Çocuk üşümesin diye ben o tarafa
aldım.’’ Bir gün babam benim şiirlerimi ustaya okumamı istedi. Ben şiirlerimi
okuyunca Veysel baba çok beğendi. Benim çok iyi bir şair olacağımı söyledi
bana. Birçok zamanımız geçti Âşık Veysel usta ile. Sinema çalıştırdığım yerlere
gelirdi. Yoksul öğrenciler ile yapılan günlere gelirdi. Onu ölmeden 8 gün önce
görmüştüm en son.
Kayseri
Kültür Sanat açısından ne durumda? Genel bir değerlendirme yapar mısınız?
Kayseri bir
Kültür-Sanat şehri değil. Kayseri kültüre sanata çok az önem veriyor. Burası
ticaret şehri. Burada ticaretle uğraşılıyor. Yine de Büyükşehir Belediyesinde
bir Mustafa Yalçın var o elinden geldiğince çalışmalar yapıyor. Elinden
geldiğince sanat ve kültür alanındaki çalışmalara yardımcı oluyor. Bunun
dışında Kayseri’de kültüre fazla önem verilmiyor. Kültür ile uğraşan çok
insanımız da var. Hakikaten güzel şairler var Kayseri’de. Türkiye’nin her
tarafında gittim. Avrupa’ya da gittim. Uluslararası yarışmalarda jüri
üyeliğinde de bulundum. Oralarda gördüğüm kadarı ile şairlerimiz,
romancılarımız var. Ellerinden gelen gayreti veriyorlar ama destekleri az.
Sanat çok zor bir
şeydir. İsmi çok kolay konuşulur ama çok zor bir şeydir. Şairlik ateşten
gömlektir. O ateşten gömleği herkes giyemez. Giymesi kolay ama taşıması çok
zordur. Onun için şehrimizde şairim diyen çoktur ama şair çok azdır. Şairliği
çok ayağa düşürdüler. Sanat çok kolay bir şey değil. Sadece şairlik olarak
bakmamak gerekir olaya. Sanat zor bir şey. Şehrimizde Sanatla uğraşmak isteyen
arkadaşlar da var ama destekleri yok. Ben edebiyat ile uğraşanlara diyorum ki;
doğru olun, hiç kimseden korkmadan yazılarınızı yazın. Yanlış şeyleri asla
yazmayın. Doğruları yazarsanız hep kazanırsınız. Hangi vakit olursa olsun
kazanan siz olursunuz. Sanatta yalakalık yapmak olmaz. Yalan yanlış bir şeyler
yapmak bir yazara yakışmaz. Dosdoğru bir insan olup dobra olmak gerekir. Para,
şöhret ve kimlik peşinde koşan insandan sanatçı olmaz. Şair, yazar kitabını kaç
tane satılacak diye yazmaz. Halkıma nasıl hizmet ederim diye yazar. Onun için
sanat ile uğraşan çok fakat sanatçı yok. Ayrıca Sayın Mustafa İbaKorkmaz ve
size çok teşekkür ediyorum. Gazetenize de böyle bir röportaj sayfası uygulaması
olduğundan dolayı tebriklerimi iletiyorum. Kayseri’de bir ilki
gerçekleştirdiniz. Kayseri’de bu kadar çok gazete çıkıyor ama hepsi reklam
peşinde. Bir tanesi kültür ile uğraşmıyor. Özellikle bunu yazmanızı rica ediyorum.
Kültüre hizmet yalakalık yapmak ile olmaz. Kültüre hizmet böyle olur.
Zenginlerin peşinden koşmak ile olmaz. Sanatın ve sanatçının yardım kollarından
biri olmak bunlardan çok daha önemli. Tekrar teşekkür ediyorum.
Eserleri
1) Sevdanın Yeli (1998)
2) Güldüğümü Gördün mü? (1999)
3) Baharı Andırır Gözlerin (2004)
4) Duran TAMER’İN HAYATI ve ŞİİRLERİ (Öner Özcan,
2006)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder